6 Kasım 2015 Cuma

Dolar'a karşı Altın'ı savunan ilk devlet adamı

Charles de GAULLE
(Dolar’ın rezerv para olmasına karşı çıkan ilk devlet adamı)

Önce Bretton Woods anlaşmasını hatırlayalım...
1944 yılında Dolar’ı altına; diğer tüm para birimlerini de Dolar’a endeksleyen Bretton Woods anlaşması imzalandı. Amerika;  ülkelerin altınını toplayarak karşılığında Dolar vermeye başladı. 1960’lı yıllarda, Amerika' da Vietnam savaşından dolayı maliyetler arttı. Amerika elindeki altından daha fazla olan doları basıp kullanmaya başladı, yani kendine FAİZSİZ KREDİ hakkı tanımış oldu. 
Fransız Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle yapılan bu sahtekarlığa karşı tek başına mücadele etti. Elindeki Dolarları Fed'e verip Fransa'nın altınlarını geri almak istedi ama başaramadı. .

Charles de Gaulle, bunu yapamayınca, Dolar’a verilen tek taraflı ayrıcalığın kaldırılması gerektiğini söyledi ve tüm para birimlerinin ALTIN'a endekslenmesini önerdi. 
Çünkü ALTIN’ın milliyeti yoktu, külçe, bar veya akçe olarak kullanılabiliyor, yıpranmıyor ve değerini kaybetmiyordu. Ama Charles de Gaulle’ün bu önerisini, Fed’e korkularından diğer ülkeler kabul etmediler, Fransa’ya destek olmadılar ve Dolar vesayetine devam kararı aldılar. Fed ise daha sonra Charles de Gaulle’ün ayağını kaydırarak siyaset hayatından onu sildirdi.
Aşağıdaki videosunda paranın Altına endeklenmesi gerektiğini  tarif ediyor.
Allah rahmet eylesin hakikaten büyük bir devlet adamı imiş.

31 Ekim 2015 Cumartesi

Hokus Pokus ile para basan ülkeler

200 küsur yıllık tarihi boyunca, Amerika Birleşik devletleri, 2008 yılına gelinceye kadar sadece 825 milyar dolar civarında para basmış. Bu paralarla dev sanayi altyapısı, mega şehirler, 2 tane dünya savaşı, Vietnam savaşı, Körfez savaşlarını finanse etti, büyük bilimsel atılımlar gerçekleştirdi ve aya iniş projesini hep bu 825 milyar dolarlık tabanla gerçekleştirdi. 2008 yılına kadar bastığı paraları basma gerekçesi olarak, ekonominin büyüme hızı kadar ilave para basılır diyerek gösterdi. Yani ABD ekonomisi bir yılda %5-6 büyüyorsa, para hacmini de aynı oranda arttırarak para basarak dağıttı.

ABD: HOKUS POKUS ile PARA BASAN İLK ÜLKE


2008 yılında mortgage krizinde aslında batı finans sistemi fiilen çöktü...
Sadece Lehman Brothers iflas etmiş gibi gösterildi ama aslında JP morgan, Bank of Amerika ve CITI'nin de içinde olduğu tüm bankalar batmıştı. Ama batan büyük bankalar batmamış gibi gösterildi. Bunun için Fed, son 200 yılda bastığının tam 4 katını yani 3,3 trilyon dolar para basarak batık bankalara hibe verdi + ödemelerini yapmaları için ihtiyacı olan vatandaşın cebine 'vergi indirimi' adı altında para koydu. Bu gerçekleşen işleme 'parasal genişleme' ingilizcesi 'QE: quantitative easing' adını verdi. 

Avrupa Birliği o zamanlar, özellikle de Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Fed'in bu havadan para basma ve bedavadan dağıtma olayına şiddetle karşı çıkmıştı ama engel olamadılar. Çünkü ABD ve ABD bankaları batamayacak kadar büyüktü (too big to fail) bu sebeple QE adı altında yoktan para yaratma ve dağıtma olayı, 'Money out of thin air' olarak ekonomi literatürüne girdi. Daha sonra aynı hokus pokusu Avrupa Birliği Merkez Bankası yapacaktı...

Sonuç olarak ABD ekonomisi, 17 trilyon dolarlık bir ekonomi iken bastığı 3,3 trilyon dolar ile parasal tabanını 825 milyar dolardan 4,1 trilyon dolara yükseltti. Yani parasal tabanı milli gelirinin %24'üne ulaşmış durumda. Peki bu hokus pokus ile yaratılıp kar amaçlı piyasaya sürülen paralar reel ekonomiye dönüştü mü? Hayır. Sadece finansal balonu (krediler ve türev ürünler) büyütmeye yaradı. 

Bugün ABD'nin borcu, milli gelirini geçmiş durumda ve sürekli artıyor yani 18 trilyon dolar borcu var Amerika'nın.
Buraya kadar bile yeterince ilginç değil mi?  

12 Eylül 2015 Cumartesi

Nükleer Enerji, Türkiye için gereklidir.

Dünya üzerindeki enerji kaynakları; 'fosil yani tükenebilir kaynaklar' ve 'alternatif  kaynaklar' olmak üzere 2'ye ayrılır. Türkiye'de fosil yakıt kaynakları oldukça sınırlıdır.

Fosil Yakıtta Türkiye'nin Acıklı Durumu
Fosil yakıtlara baktığımızda yanma verimi yüksek fosil kaynaklar Petrol ve Doğazgazdır. Kömür bu ikisinden sonra gelir, kullanımı daha pahalıdır ve çevreyi kirletir. Türkiye bu kaynaklar açısından şanslı bir ülke değildir. Kısaca göz atarsak:
PETROL: Komşularımız petrol zengini iken, bizim petrolümüz yoktur, Türkiye’de çıkarılan petrol ile ihtiyacımızın %2’ ini karşılamaktayız, geri kalanı yani ihtiyacımızın %98’sini (neredeyse tamamını) ithal ediyoruz. Nereden? Rusya, İran, Suudi Arabistan, Irak’tan.
DOĞALGAZ: Doğalgaz kaynağı da yok Türkiye’nin. Habitabat’ta çıkan, ihtiyacın sadece %5’ini karşılamaktadır. Geri kalanı yani ihtiyacımızın %95’ini ithal ediyoruz. Nereden? Rusya, İran ve Azerbaycan’dan.
KÖMÜR: Toplam kömür rezervimiz dünya rezervinin binde beşinden azdır ama yine de vardır. Kömür, daha çok doğalgaz hattının bulunmadığı bölgelerde ısıtma amaçlı ve demir çelik üretimi sanayisinde kullanılmaktadır.

CARİ AÇIĞIMIZIN SEBEBİ ENERJİ İTHALATI
Fosil fakiri bir ülke olduğumuz için, doğalgazı ve petrolü ithal ediyoruz dedik. Nedir bunun faturası: 2014’te petrol yani akaryakıt ve doğazgaz faturamız 56 milyar dolar. Dolayısıyla cari açığın en büyük nedeni, alternatif enerji üretmediğimiz için kullanmak zorunda kaldığımız bu iki fosil yakıtta olan dışa bağımlılığımızdır. Yani
Türkiye'nin cari açığının sebebi enerji ithalatıdır. Ekonomi büyüdükçe, cari açık ta artmaktadır. Türkiye nükleer enerjide çok geç kalmıştır.



Petrol ve doğalgaza sahip olmayan ülkeler yıllar önce nükleer enerji santrallerini kurarak bu konuda teknolojilerini geliştirmişlerdir. NE TUHAFTIR Kİ, tüm dünya nükleer santral kurarken, Türkiye bu konuda yerinde saymıştır, saydırılmıştır. Ülkemin sade vatandaşı da hiç konuyu merak edip araştırmamış, Avrupa'nın en çevreci ülkesi Fransa'nın nükleer santral sayısından haberi olmamıştır. Bugüne kadar gelen bütün hükümetler, bu sorunu çözemediler ve yıldan yıla artan nüfusla ısıtma-soğutma tüketimi ve artan üretimle sanayi tüketimi de arttı, bunun doğal sonucu enerji sarfiyatımız gitgide katlandı ve bugünlere geldik maalesef.

 NE YAPILABİLİR? (NE YAPILMALIYDI?)
Peki madem fosil kaynaklarımız çok sınırlı. Ne yapabiliriz? Alternatif enerji üretmeliyiz. Yenilenebilir enerji veya nükleer enerji.

Yenilenebilir yeşil enerji: Çevreci yani yenilenebilir enerji kaynaklarının üretim yöntemleri pahalıdır ve teknolojileri yine dış kaynaklıdır. Örneğin rüzgar enerjisi, maalesef Türkiye sanayisi için yetersizdir. Bunun ilk sebebi, Türkiye öyle çok rüzgarlı bir ülke değildir. İkinci ve asıl önemli husus, rüzgar türbini yatırım maliyetleri yüksektir, yatırımın geri dönüşü 20 yıldan önce olmaz. Aynı durum maalesef diğer alternatif enerji kaynakları için de geçerli. Yine örneğin güneş ve jotermal enerji, sadece bireysel- bölgesel çözümlerde kullanılabilir. Genel tüketim için veya sanayide kullanılamaz.

Nükleer enerji: Dünyada sanayisi kuvvetli hangi ülkeye baksak, başta ABD, Avrupa’da Fransa ve Japonya olmak üzere, büyük oranda nükleer enerji kullandıklarını görebiliriz.
Bunun sebebi, sanayide kullanılabilen rantabl alternatif enerji tipinin '''nükleer enerji''' olmasından kaynaklanmaktadır.



Nükleer enerji, dünyada hızla tükenmekte olan petrole karşı alternatif olarak gösterilmiş olup ilk kez elektrik üretimi 1951 yılında ABD’de yapılmıştır. Nükleer santrallerin normal çalışmaları sırasında çevre üzerindeki olumsuz etkileri yok denecek kadar azdır. Bu esnada insanların alacakları ilave radyasyon dozu bir renkli televizyondan alınana eşdeğerdir.
 
Dünya üzerinde nükleer tesis yapan, yapmakta olan ve yapmayı planlayan ülkeler

ÖZETLERSEM;
1- Nükleer enerji şu an bizim için çözümdür. Bu konuda çok geç kaldık.
2- Paralel olarak, nükleer enerji üretiminde kullanılan kaynakların da bir gün tükeneceği göz önüne alınarak, yenilenebilir alternatif enerji üretimine başlamalıyız. Rüzgar değil ama Güneş Enerjisi Teknolojisi konusunda Ar-ge çalışmaları yapabilir ve bu teknolojinin %100 yerlileşmesini sağlayabiliriz. Türkiye güneş alan sıcak bir ülke.
3- Önümüzdeki dönemde doğalgaz fiyatının kömüre kıyasla artması durumunda, bu teknolojinin maliyet avantajını ortadan kaldırabilir. Temiz kömür teknolojilerinin ön plana geçebilme ihtimalinden yola çıkarak kömür kullanan süperkritik tesis konusunda da çalışmalar yürütmeliyiz.