26 Şubat 2023 Pazar

Putin'in tarihi 'Ulusa Sesleniş' konuşmasında

Rus İş dünyasına hitaben sarfettiği sözler

(okuma süresi 2 dk)

Sovyet ekonomisinin son döneminde yaşadığımız sorunları biliyoruz. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, 90'ların kaosunda, özel mülkiyete dayalı bir ekonomi oluşmaya başladı. Batılı ülkeler bizi buna teşvik ediyordu - bildiğiniz gibi ülkemizde bunların danışmanlardan bir düzine vardı - ve sadece onların modellerini kopyalamak yeterli görünüyordu. Şunu hatırlıyorum: Avrupalılar Amerikalılarla birlik olmuş, Rus ekonomisinin nasıl gelişmesi gerektiği konusunda ültimatom veriyorlardı.

Gelişmekte olan Rus iş dünyası, öncelikle kar elde etmeyi ve bunu hızlı ve kolay bir şekilde yapmayı amaçladı. 
Çok az insan uzun vadeli düşünebildi, çoğu kısa vadeli düşündü. Belki de uzun süre yatırım yapmak için böyle bir fırsat yoktu, bu nedenle ekonominin karmaşık sektörleri zayıf bir şekilde gelişti. Ve bu olumsuz eğilimi kırmak için gereken büyük ölçekli kamu yatırımları yıllar aldı.

Burada gerçek bir değişim gerçekleştirdik. Evet, bir sonuç var, ancak tekrar ediyorum, öncelikle büyük işletmelerimizdeki mevcut durumu dikkate almamız gerekiyor. Ucuz finansal kaynaklar Batı'da olduğu için sermaye de oraya akmaya başladı. Ne yazık ki bu paralar üretimi genişletmek, ekipman ve teknoloji satın almak ve Rusya'da yeni iş alanları yaratmak yerine yurtdışındaki yabancı malikanelere, yatlara ve elit gayrimenkullere harcandı.

Son olaylar, Batı'nın güvenli bir liman ve sermaye için bir sığınak olduğu imajının bir hayalet, bir sahte olduğunu ikna edici bir şekilde gösterdi. Ve bunu zamanında anlamayanlar, Rusya'yı sadece bir gelir kaynağı olarak görenler ve esas olarak yurtdışında yaşamayı planlayanlar çok şey kaybetti: orada basitçe soyuldular, yasal olarak kazanılmış paraları bile ellerinden alındı.

Rus iş dünyasının temsilcilerine hitaben bir şaka olarak - muhtemelen birçoğu hatırlayacaktır - şöyle demiştim: 'Mahkemelerde toz yutarak ve Batılı yetkililerin ofislerinde koşturarak, paranızı kurtarmak için eziyet çekiyorsunuz' Her şey tam olarak böyle oldu. Biliyor musunuz, şimdi çok önemli bir şey ekleyeceğim: inanın, ülkenin vatandaşlarının hiçbiri yabancı bankalarda sermayesini kaybedenlere acımadı. (bu sözler üzerine mecliste alkış ve yüzlerde anlamlı gülümsemeler)

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonraki yıllar boyunca Batı,  tarihi devlet alanımızın hayatta kalan en büyük parçası olarak Rusya'yı bitirmeye çalışmaktan vazgeçmedi. 

Uluslararası teröristleri bize karşı cesaretlendirip kışkırttılar, sınırlarımız boyunca bölgesel çatışmaları kışkırttılar, çıkarlarımızı görmezden geldiler ve ekonomik caydırma ve bastırma araçlarını kullandılar.

Ve büyük Rus iş dünyası - tüm bunları neden mi size söylüyorum? - İş dünyası stratejik işletmelerin işleyişinden ve binlerce işçinin istihdamından sorumludur, birçok bölgedeki sosyo-ekonomik durumunu belirler, bu da şu anlama gelir: böyle bir işletmenin liderleri ve sahipleri kendilerini Rusya'ya karşı dostane olmayan bir politika izleyen hükümetlere bağımlı bulduklarında, bizim için büyük bir tehdit, bir tehlike - ülkemiz için bir tehlike oluşturur. Böyle bir duruma müsamaha gösterilemez.

Evet, herkesin bir seçeneği var: Birisi hayatını bloke edilmiş hesaplarla tutuklu bir malikanede yaşamak istiyor, görünüşe göre çekici bir Batı başkentinde veya bir tatil beldesinde, yurtdışında başka bir sıcak yerde bir yer bulmaya çalışıyor - bu herhangi bir kişinin hakkıdır, biz bunu denemiyoruz bile. Ancak Batı için bu tür insanların, ne isterseniz yapabileceğiniz ikinci sınıf yabancılar olduğunu ve öyle kalacağını, paranın, bağlantıların ve satın alınan kont, akran, belediye başkanı unvanlarının burada hiç yardımcı olmayacağını anlamanın zamanı geldi. Şunu anlamalılar: orada ikinci sınıflar.

Ancak başka bir seçenek daha var: Anavatanınızla birlikte olmak, yurttaşlarınız için çalışmak, sadece yeni işletmeler açmak değil, aynı zamanda çevrenizdeki hayatı değiştirmek - şehirlerde, kasabalarda, kendi ülkenizde. Ve böyle birçok girişimcimiz, iş dünyasında böyle gerçek savaşçılarımız var - yerel iş dünyasının geleceği onların arkasında. Herkes hem refah kaynaklarının hem de geleceğin yalnızca burada, kendi ülkesinde, Rusya'da olması gerektiğini anlamalıdır.

İşte o zaman gerçekten sağlam, kendi kendine yeten, kendini dünyaya kapatmayan ama tüm rekabet avantajlarını kullanan bir ekonomi yaratacağız. Rus sermayesi, buraya gelen para ülke için, ulusal kalkınma için sarfedilmelidir. Bugün altyapı, imalat, iç turizm ve diğer pek çok sektörün gelişiminde büyük umutlarımız var.

El açarak kendinizi küçük düşürmek, paranız için yalvarmak anlamsız ve en önemlisi faydasızdır, özellikle de artık kiminle uğraştığınızı iyi anladığınıza göre. Şimdi geçmişe sarılmamalı, bir şeyleri dava etmeye çalışmamalı, yalvarmamalısınız.

Yeni projeler başlatın, para kazanın, Rusya'ya yatırım yapın, işletmelere ve iş alanlarına yatırım yapın, okullara ve üniversitelere, bilime ve sağlık hizmetlerine, kültüre ve spora yardım edin. Sermayenizi bu şekilde arttırırsınız ve gelecek nesiller için insanların takdirini, minnettarlığını kazanırsınız ve devlet ve toplum sizi kesinlikle destekleyecektir.

Vladimir Putin - 24 şubat 2023

kaynak: https://sputniknews.com.tr/20230221/putin-federal-meclis-konusmasini-yapiyor-1067307309.html

24 Şubat 2023 Cuma

Bankalar Kime Ait?

 (okuma süresi: 1 dakika)

En aşağıda paylaştığım görsel, Türkiye'deki piyasa hakimiyetine göre en büyük 7 bankayı ve bu bankaların Haziran 2022 itibariyle aktif büyüklüğünü gösteriyor. Kamuya ait bankalar malumunuz üzere Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halk Bankası'dır ve bu milli bankalar, piyasadaki sermayenin % 35'ini kontrol etmektedir. Geri kalan % 65'in yetkisi özel bankalardadır. Bu durumda, Türkiye ekonomisindeki çoğunluk hakimiyetin özel bankalara ait olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Bankacılık sektörünün, kısmi rezerv oranı adı verilen örtülü kalpazanlık aracılığıyla 1'e 40 kazandığını bir önceki makalemde açıklamıştım. Burada tekrar etmiyorum. Hiçbir emek harcamadan, 1'e 40 kar etmek ne güzel değil mi? Oh ne güzel dünya. Tatlı hayat. Biz de banka açalım o zaman? diye aklınıza gelebilir. Ama yok, biz açamayız. Sadece Rothschild'lerden izin alanlar banka açabilir. Zaten tüm özel bankaların arkasında da örtülü olarak onlar bulunmaktadır. Bakalım TR'de Rothschild'ler kimleri seviyor? 

Buyrunuz:

İş Bankası = % 40 İş Bankası Personeli Munzam Sandığı, % 28 CHP, % 32 Halka Açık

Garanti Bankası = % 20 Doğuş Grubu(Şahenk Ailesi), % 25 İspanyol BBVA, % 55 Halka Açık

Yapı ve Kredi Bankası = % 32 İtalyan Unicredit, % 50 Koç Grubu, % 18 Halka Açık

Akbank = % 49 Sabancı Ailesi, % 51 Halka Açık


İş bankası özelinde biraz kafa yorarsak,

İş bankasının CHP payı gibi görünen % 28’lik kısmı CHP'ye filan ait değildir efendim. Merhum Deniz Baykal, İş Bankasından CHP’ye tek bir kuruş bile akmadığını net bir şekilde ifade etmişti. Hatta bu konuya bizler gibi O da takmıştı da sonra kaseti sürülmüştü piyasaya. Keşke CHP'ye ait olsaydı ancak ne yazık ki Rothschild’e aittir. Bunu sorgulayan bir kişi CHP'nin başında kalamaz. Bilmem anlatabildim mi? 

% 40 İş Bankası Personeli Munzam Sandığının detayı açıklanmıyor ama bu kadar büyük bir payı, personele emanet etmezler sanırım öyle değil mi? Keşke gerçekten vermiş olsalar, ama zor. Bu pay da Rothschild büyük ihtimal. Personelin payı göstermelik olsun olsun % 1 olsun hadi. Gerisi malum zatlara ait.

Halka açık oranlardaki 'örtülü' Rothschild varlığına da ayrıca dikkat…

O zaman sonuç= İş Bankası, ülkemizdeki en büyük özel bankadır ve tamamı Soros'un patronlarına aittir. Bu bankanın tüm karı, Londra ve Washington'a akmaktadır.

Benzer kafa açmalar, diğer bankalar için de yapılabilir elbette. Onu da burayı okuyan siz okuyuculara bırakıyorum ve kaçıyorum. Benden bu kadar. 









21 Şubat 2023 Salı

Bankalar Nasıl Çalışır ?

(okuma süresi: 2 dakika)

Dünyada şu an olan biteni anlamak için önce ülkelerin bağımsızlık durumuna bakmak gereklidir. Bağımsız olma durumu ise şüphesiz tamamen milli ve adil bir ekonomik modelle mümkündür, çıktısı milli sermayedir ve bu milli sermaye, kamuya ait bankalarda kontrol altında tutulmalıdır.

Günümüze baktığımızda bir çok insan ülkesindeki bankaların kamuya değil, özel şahıslara ait olduğunu bilmez. Bu konuya geçmeden önce, bankaların nasıl çalıştığına değinmek istiyorum. Ki önemi net bir şekilde anlaşılsın.

Bankalar nasıl çalışır? Bankalar mevduat toplarlar malumunuz üzere. Topladıkları bu mevduatın en az 20 katı kadar kredi verme yetkisine sahiptirler. Bu yetkinin adı kısmi rezerv bankacılık sistemidir ve yasal bir zemine oturtulmuştur. Öte yandan aslında üstü örtülü bir kalpazanlıktır. Neden mi? Anlatayım.


Basitçe anlatmaya çalışacağım. Bankanın kullandığı kısmi rezerv oranı %5 olsun misal. Bu şu demek: Banka elindeki mevduatın %5'ini zorunlu karşılık olarak Merkez Bankasında tutar. Geri kalanı kredi yaratarak dağıtabilir. Bu sayede bankalar tek bir ENTER tuşuna basarak, sahip olmadığı 95 tl'yi yoktan var eder (out of thin air) yani bu parayı kısmi rezerv sistemi (fractional reserve banking) denen nitelikli dolandırıcılık sistemiyle haşa adeta sıfırdan yaratmış olur. Üstelik tek hamlede 20 katına çıkardığı bu paranın üzerine bir de faiz bindirerek vatandaşa satar. Ve bunu on yıllardır, yüzbinlerce kez yaptıklarını düşünün. O zaman hiçbir şey üretmedikleri halde, bankaların, resesyonda bile nasıl kar ettiğini anlamış olursunuz.

Kar marjı bu kadar yüksek, bir o kadar da harcanan emek ve işgücü sıfır olan (bkz kebabistan) mevcut bankacılık sektörünün elde ettiği karın, devletin eliyle milletin cebine girmesi durumunda, hiçbir itirazımız olmazdı sanırım öyle değil mi? Ancak maalesef gerçekte, bizim hakkımız olan bu para, Rothschild'lerin cebine giriyor. (burada Rothschild kelimesini sembolik olarak kullanıyorum) 

Bu yüzdendir ki, dünyadaki tüm ülkelerin hem kamu, hem özel sektörü hem de hane halkı, hepsi bu bankalara borçludur. Tek alacaklı olan Rothschild ailesidir. 

Debt by countries, as a Percentage of GDP*


Grafikte gördüğünüz üzere, tüm dünya borçludur. ABD de borçludur, Euro bölgesi de borçludur, Japonya da borçludur, Çin de borçludur efendim. Bu ülkelerin hane halkı da borçludur, özel sektörü de borçludur, kamu sektörü de borçludur. Alacaklı olan sadece bankalardır. Mevcut bankacılık sistemi ile tüm dünya haraca bağlanmış durumdadır. Birkaç ülke hariç. O ülkelere daha sonra değineceğim.

Sonuç olarak; alacaklı olan bu aileler, bankalar aracılığı haksız bir şekilde elde ettikleri bu sermaye gücünü kullanarak, diledikleri kişiyi önce himayelerinde eğitip sonra da ülkelerin başına getirerek perde arkasından dünyayı yönetmektedirler. Kendilerine karşı gelen liderleri, çeşitli yollarla (sıklıkla kaset gibi özel münasebet tehditi veya din kisvesi bahaneleri ile) itibar suikastine uğratıp koltuktan indirmektedirler. Yerine de yeni paralı askerlerini getirmekteler efendim.

Bankalar tamamen kamuya ait olursa ne olur? Hayatımızda ne değişir? Bankaların tamamen kamuya ait olduğu ülkeler var mıdır ve bu ülkeler hangileridir? Bunu anlatmadan önce ülkemizdeki yani Türkiye'deki piyasa hakimiyetine göre en büyük 7 bankayı mercek altına almak gerekir diyerek arkası yarın diyor, kaçıyorum. Bugünlük bu kadar.

Kalın sağlıcakla.

*https://www.visualcapitalist.com/69-trillion-of-world-debt-in-one-infographic/