(okuma süresi: 2 dakika)
Dünyada şu an olan biteni anlamak için önce ülkelerin bağımsızlık durumuna bakmak gereklidir. Bağımsız olma durumu ise şüphesiz tamamen milli ve adil bir ekonomik modelle mümkündür, çıktısı milli sermayedir ve bu milli sermaye, kamuya ait bankalarda kontrol altında tutulmalıdır.
Günümüze baktığımızda bir çok insan ülkesindeki bankaların kamuya değil, özel şahıslara ait olduğunu bilmez. Bu konuya geçmeden önce, bankaların nasıl çalıştığına değinmek istiyorum. Ki önemi net bir şekilde anlaşılsın.
Bankalar nasıl çalışır? Bankalar mevduat toplarlar malumunuz üzere. Topladıkları bu mevduatın en az 20 katı kadar kredi verme yetkisine sahiptirler. Bu yetkinin adı kısmi rezerv bankacılık sistemidir ve yasal bir zemine oturtulmuştur. Öte yandan aslında üstü örtülü bir kalpazanlıktır. Neden mi? Anlatayım.
Basitçe anlatmaya çalışacağım. Bankanın kullandığı kısmi rezerv oranı %5 olsun misal. Bu şu demek: Banka elindeki mevduatın %5'ini zorunlu karşılık olarak Merkez Bankasında tutar. Geri kalanı kredi yaratarak dağıtabilir. Bu sayede bankalar tek bir ENTER tuşuna basarak, sahip olmadığı 95 tl'yi yoktan var eder (out of thin air) yani bu parayı kısmi rezerv sistemi (fractional reserve banking) denen nitelikli dolandırıcılık sistemiyle haşa adeta sıfırdan yaratmış olur. Üstelik tek hamlede 20 katına çıkardığı bu paranın üzerine bir de faiz bindirerek vatandaşa satar. Ve bunu on yıllardır, yüzbinlerce kez yaptıklarını düşünün. O zaman hiçbir şey üretmedikleri halde, bankaların, resesyonda bile nasıl kar ettiğini anlamış olursunuz.
Kar marjı bu kadar yüksek, bir o kadar da harcanan emek ve işgücü sıfır olan (bkz kebabistan) mevcut bankacılık sektörünün elde ettiği karın, devletin eliyle milletin cebine girmesi durumunda, hiçbir itirazımız olmazdı sanırım öyle değil mi? Ancak maalesef gerçekte, bizim hakkımız olan bu para, Rothschild'lerin cebine giriyor. (burada Rothschild kelimesini sembolik olarak kullanıyorum)
Bu yüzdendir ki, dünyadaki tüm ülkelerin hem kamu, hem özel sektörü hem de hane halkı, hepsi bu bankalara borçludur. Tek alacaklı olan Rothschild ailesidir.
Grafikte gördüğünüz üzere, tüm dünya borçludur. ABD de borçludur, Euro bölgesi de borçludur, Japonya da borçludur, Çin de borçludur efendim. Bu ülkelerin hane halkı da borçludur, özel sektörü de borçludur, kamu sektörü de borçludur. Alacaklı olan sadece bankalardır. Mevcut bankacılık sistemi ile tüm dünya haraca bağlanmış durumdadır. Birkaç ülke hariç. O ülkelere daha sonra değineceğim.
Sonuç olarak; alacaklı olan bu aileler, bankalar aracılığı haksız bir şekilde elde ettikleri bu sermaye gücünü kullanarak, diledikleri kişiyi önce himayelerinde eğitip sonra da ülkelerin başına getirerek perde arkasından dünyayı yönetmektedirler. Kendilerine karşı gelen liderleri, çeşitli yollarla (sıklıkla kaset gibi özel münasebet tehditi veya din kisvesi bahaneleri ile) itibar suikastine uğratıp koltuktan indirmektedirler. Yerine de yeni paralı askerlerini getirmekteler efendim.
Bankalar tamamen kamuya ait olursa ne olur? Hayatımızda ne değişir? Bankaların tamamen kamuya ait olduğu ülkeler var mıdır ve bu ülkeler hangileridir? Bunu anlatmadan önce ülkemizdeki yani Türkiye'deki piyasa hakimiyetine göre en büyük 7 bankayı mercek altına almak gerekir diyerek arkası yarın diyor, kaçıyorum. Bugünlük bu kadar.
Kalın sağlıcakla.
*https://www.visualcapitalist.com/69-trillion-of-world-debt-in-one-infographic/


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder